Öne Çıkanlar Bir Şahinli Bir Kimlik operasyonu İçin

Kadına şiddet doğal hale geldi

Mazlumder Diyarbakır Kadın Komisyonu, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda, gerek siyasal gerekse toplumsal kültürün umursamazlığı neticesinde kadınların, erkekler tarafından şiddete uğramasının doğal karşılandığına dikkat çekti.

Kadına şiddet doğal hale geldi
Mazlumder Diyarbakır Kadın Komisyonu, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Mesajda, çeşitli kadına yönelik şiddet davalarında gördüğümüz “saygın tutum, iyi hal indirimi” ve sair kararların yasal müeyyidenin taşıması gereken caydırıcılık niteliğini kaybetmesine ve kaybetmese dahi şiddetin önünü açacak kadar yumuşatmasına neden olduğunu görüyoruz.
 
 
Bilindiği üzere, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’de 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları talebiyle yaptığı grev, fabrikada çıkarılan bir yangın neticesinde 129 kadın işçinin can vermesiyle sonuçlanmıştır. 1910 yılında ise 2. Enternasyonale Bağlı Kadınlar toplantısında ise 8 Mart günü hayatını kaybeden kadınların anısına, katliamın yaşandığı bu gün Dünya Kadınlar Günü/Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul edilmiştir. Her yıl 8 Mart’ta kutlanan Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler taraftan tanımlanmış uluslararası bir gündür.
 
Kadınlar yaşamın her alanında şiddete ve ayrımcılığa uğramakta; siyasette, karar mekanizmalarında, iş hayatında, eğitimde erkeğe göre ikincil konumda, medyada ve reklam dünyasında cinsel bir obje olarak istismar edilmekte; kültürel, ideolojik nedenlerden ayrımcılığa uğramakta ve dışlanmaktadır. İşte bu yüzden 8 Mart, başlangıç noktası iş hayatında karşılaşılan sıkıntılar olsa da yaşadığımız ülke ve dünya gerçekliklerinden ötürü şimdilerde yalnızca iş hayatıyla sınırlı olan değil, yaşamın her alanında hak ihlallerine maruz kalan, özgürlüğü kısıtlanan her kadının sesini duyurması için önemli bir gün haline gelmiştir.
 
Gerek siyasal gerekse toplumsal kültürün umursamazlığı neticesinde kadınların, erkekler tarafından şiddete uğramasının doğal karşılandığına, çeşitli kadına yönelik şiddet davalarında gördüğümüz “saygın tutum, iyi hal indirimi” ve sair kararların yasal müeyyidenin taşıması gereken caydırıcılık niteliğini kaybetmesine ve kaybetmese dahi şiddetin önünü açacak kadar yumuşatmasına neden olduğunu görüyoruz. Yine dizi ve filmlerde bilhassa sözlü tacizin komik, insanları eğlendiren bir araç olarak yansıtılması, kısmen sansür getirilmiş olsa da, bedenimiz ve doğurganlığımız üzerinden yapılan “espriler”, kadınların erkeklerin beğenisine sunulması formatıyla yapılan televizyon programları bizi eğlendirmemekte, öfkemizin daha çok bilenmesine neden olmaktadır!
 
Çeşitli haber kanallarından alınan verilere göre Türkiye’de son 6 yılda medyaya 1418 cinayet,868 tecavüz vakasının yansıdığını, tahmin edemeyeceğimiz daha nice tecavüz, cinayet, şiddet vakası olduğunu ve yine mahalle baskısından ötürü bunların medyaya yansımadığını biliyoruz.
 
Geleneksel ve yanlış değerlendirilen dini kavram ve kuralların da etkisiyle kadına annelik, eşlik, bacılık, şeklinde sıfatlar yükleyerek ve kadına bu sıfatlarla roller biçerek kadınlığı ve karakterinin önüne geçen, anne olmayan ve hatta erkek çocuk sahibi olmayan kadının eksik olduğu kabulünden yolan çıkan algının kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz. Toplumsal cinsiyetin getirisi olarak erkek çocuğuna küçüklüğünden itibaren tanınan imtiyazlar ve kız çocuğunun aynı konularda kısıtlanması sonucu ortaya çıkan farklılıkların, kadınların beceriksizliğinden değil küçük yaşlardan itibaren kısıtlanmalarından kaynaklandığını biliyoruz. Sünneti dahi düğün törenleriyle yapılan erkek çocuğunun yaşı ve gücü el verdiği anda potansiyel bir tehlike olacağının farkındayız.
 
Kadına yönelik şiddetin yalnızca maruz kalınan fiziksel şiddetle sınırlı olmadığı, Ortadoğu’da yıllardır süregelen ve ülkemizde de son zamanlarda yaşanan savaş durumunun kadınlar açısından ciddi mağduriyetlere sebep olduğu aşikârdır. Ortadoğu’da patlak veren ve zorunlu göçlere neden olan savaş nedeniyle kadınların çocuklarıyla birlikte dilenciliğe ve fuhşa kadar uzanan maddi-manevi emeklerinin sömürüldüğü gerçeği herkes ve her kesimin malumudur.
 
Kürdistan’da son süreçte yaşanan savaş, toplumun bütünü üzerinde onarılmaz yaralar açarken, kadınlar üzerinde kadınlıkları üzerinden yürütülen savaş politikası bizlere savaşın çirkin yüzünü bir kez daha göstermiştir. Hiçbir savaş hukukunda kendisine yer bulamayacak olan, ahlaki ve vicdani
 
hiçbir yasayla uyuşmayacak olan, öldürülen kadınların çıplak bedenlerinin teşhir edilmesi durumu, bu suçun faillerinin sadistliği bir yana, erkeğin kendisini kadının bedeni üzerinde sonsuz-sınırsız bir tahakküm sahibi olarak gördüğünü de açıkça gözler önüne sermektedir. Kadın bedeni ve hayatı üzerinde, bir erkek veya kendisinden başka bir kadın söz ve tasarruf hakkına sahip değildir olamaz!
 
Biz kadınlar hem dini argümanların geleneksel yorumu ile hem de apaçık insan hakları bağlamında yapılan bu hak ihlallerine ataerkil bir bakış açısıyla “bahşedilmiş” hakların yeterli olmadığını ve kadınların “hak verilmez, alınır” düsturuyla en temel haklarının kazanımı için verdikleri mücadelelerini takip ettiğimizi, yıkıcılığı ve zararı özelde kadınlar genelde tüm toplum üzerinde görülen savaşın bir an önce sona ermesini istiyoruz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner79

banner154