Yazarımız Narin Tenekeci Beni Affet Dizi Setine Girdi

Yazarımız Narin Tenekeci Beni Affet Dizi Setine Girdi

BAŞKENTİN DİZİ SEKTÖRÜ

 Ülkemizde çekilen ve dünyanın birçok ülkesinde de hayranlıkla izlenen Türk dizilerimiz var. Bu konuda diğer ülkelere nazaran açık ara öndeyiz.


Bazı diziler var ki izleyiciye güzel enerjiler verir.  İzlerken kendimizi o kadar kaptırırız ki oyuncuların çoğunu ailemizin birer ferdi gibi görürüz.

İşte o dizilerden birkaç tanesinin oyuncularıyla Türk dizi sektörüne yönelik güzel bir röportaj yaptım. Diğer diziler gibi haftanın belli bir günü değil, hafta içi her gün oynayan Türk dizisi serisi.

Yaklaşık altı yıldır Ankara’da çekilen, Yapımcılığını Mehmet ERİŞDİ’ nin yaptığı Star TV ekranında oynayan ve büyük bir ilgi ile takip edilen “Beni Affet” dizi filminden bahsetmek istiyorum.

Başta Bizim Evin Halleri, Ne Seninle Ne Sensiz, Unutma Beni, Deniz Yıldızı, Beni Affet, Aşkların En Güzeli ve Esaretim Sensin dizi filmlerinin çekildiği büyük film platosunu ve dizi setlerini ziyaret ettim.

Muhteşem bir kadro, oyuncuların çoğu Ankara’ lı ve Devlet Tiyatrolarında çalışan eğitimli, deneyimli, başarılı oyuncular.

 

Ülkemizde böyle sürükleyici ve uzun soluklu Türk dizileri daha çok rağbet görüyor ve izleyici tarafından çok beğeniliyor.

 

Ankara'nın sayılı ailelerinden Osman Kozan'ın ailesinin ve çocuklarının hayatını anlatan 'Beni Affet' dizisinin başarılı ekibini daha yakından tanımak ve merak ettiğimiz soruları sormak için Beni Affet dizi setine misafir oldum.

 

Yapımcı Mehmet ERİŞDİ ile Sohbetimiz;

        Ankara’da dizi sektörüne imza atan bir yapımcı olarak hayat hikayenizi kısaca alabilir miyiz?

 
1966 Ankara doğumluyum. 1991 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. 1991 den 2002 ye kadar sektörün çeşitli alanlarında reji asistanı ve yapım asistanı olarak birçok dizi filmde çalıştım. Bizim Evin Halleri dizisiyle birlikte 2002’ de şirketimizi kurduk. Bu işi 26 yıldır Ankara’da yapıyoruz.

  Türkiye’de büyük hayran kitlesi oluşturan dizilerin yapımcılığını üstlenmek çok zor. Ortaya çıkan reytinglere bakılırsa siz bunu başarıyla yürütüyorsunuz. Birazda zorluklarından bahsedermisiniz ?

Dizi sektörü genelde zordur. Hangi şehir olursa olsun her yerde bu aynıdır. Kalabalık bir ekiple eksi 20 derece soğukta zaman zaman da dışarıda artı 40 derece sıcakta çok zor şartlarda çalışıyoruz. Bizim işimizin de realitesi bu. Dizi dediğimiz şey bir hikayeyi seyircinin inanabileceği bir şekilde ekrana getirebilmek, buda çok kalabalık bir ekibi barındırıyor. Takdir edersiniz ki insanla çalışmak zaten zor bir iş, genelde bizim sektörde çalışan insanların hepsinin egosu yüksektir. Herkes kendi mesleğinde başarılıdır. Herkes kendi tarafında iktidar sahibidir. Doğal olarak böyle büyük bir konsensus oluşması lazım ki bu zorluğu aşılabilsin. Bunu Ankara’da yapmak ikinci defa zor. Sektör İstanbul’da, doğal olarak bütün çalışanları, oyuncuları, teknolojik altyapısı genelde istanbul’daydı, biz bunu Ankara’da realize etmeye çalıştık. Elimizden geldiği kadarda başarılı olduk diyebilirim.   

3-   Ülkemizde yapımcıların çoğu belli kalıpların dışında olan projelerle pek ilgilenmiyorlar. Genellikle izleyicilerden gelen talep doğrultusunda diziler yapıyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz, sizce bu doğru mudur.

 

Türkiye’de Reyting ölçümleri tek bir firma tarafından yapılıyor. Televizyoncunun, diziyi yapan firmaların ve kanalların kaderini bu reytingler belirliyor. Bizim tarzımızı, çizgimizi belirleyen seyirci oluyor. Bunun avantajı da ekonominin genel kuralı talep arzı belirler den yola çıkıyoruz. Seyircimiz alışkın olduğu, görmek istediği programları seyretmek istiyor, doğal olarak onlara hitap ediyoruz.


  İstanbul’dan sonra Ankara’da artık dizi sektöründe çığır açtı. Bir yapımcı olarak Türkiye’nin iki mega kenti arasında nasıl bir kıyaslama yaparsınız?

Türkiye’nin genelinde olduğu gibi, Türk ekonomisinin kalbi İstanbul’da atıyor. Bizim yani dizi sektörünün ve tüm eğlence sektörünün kalbi de İstanbul’da atıyor. Bu konuda İstanbul’un tartışmasız bir hakimiyeti var. Yüzde 95 oranında diziler İstanbul’da ve oradaki firmalar tarafından yapılıyor. 2002 tarihinden itibaren biz İstanbul’un yapmadığı veya yapamadığı bazı projeleri biz gerçekleştirerek, günlük diziler, arkası yarınlar yaparak tekeli biraz kırmaya çalıştık. Bu ayrıştırıcı değil bütünleştirici oldu aslında. İstanbul genelde daha büyük prodüksiyonlu işler yaptı. Daha küçük prodüksiyonlu daha sürümü olan işleri de Ankara’da biz yaptık. Aradaki fark şu, bu işin merkezi İstanbul olduğu için Ankara’da dizi sektöründe lojistik destek neredeyse yok. Teknik altyapının tamamı neredeyse İstanbul’da, tanınmış star dediğimiz oyuncuların tamamı İstanbul’da olduğu için biz başta çok zorluk çektik. 2002 den bu güne bu işi başarıyla yürüttük, yürütüyoruz. Yaptığımız dizilerin çoğu yurtdışında çok büyük seyirci kitlesine ulaştı. Türkiye’ye döviz getirdi bununla da gururlanıyoruz.


5-   Türkiye’de büyük hayran kitlesi oluşturan gençlik ve aile dizilerine imza attınız. Kıyaslama yaparsak eğer gençlik dizisi mi, aile dizisi mi daha çok tutuldu?

Biz sınıflandırma yapmadan Türk aile yapısı, toplumumuz yani her kesimden insanın kendini bulabileceği diziler yapmaya çalıştık. Gençlerin ağırlıkta olduğu diziler bile yapsak, oradaki aile yapıları toplumdaki yerleri, arkadaşlık ve dostluk ilişkileri, toplumsal değerler ve manevi değerleri hep ön planda tutmaya hep iyi örnek vermeye çalıştık. Seyircimiz de bunlara iltifat etti, severek seyretti. Bu gençlik dizisi bu aile dizisi diye kategorik bir ayrım yapmadık. Toplumsal değerlere çok önem veririz. Bizde kötüler değil hep iyiler kazanır.

6-   Son olarak şunu sormak istiyorum. Sezon finali yaklaşıyor. Yeni sezonda daha farklı projeler var mı. Aynı konulara mı devam edersiniz yoksa daha farklı olan komedi, drama, polisiye, korku v.s gibi projeler olabilir mi?

Yeni projeler hazırlıyoruz tabi, İnşallah kanallarla anlaşabiliriz. Bu sene sezon finalimizi 16 Haziran da yapacağız. Bir aksilik olmazsa eğer Eylül ayında tekrar yeni bölümlerle ekranlarda olacağız. Yeni projeler olursa yine aynı konular ele alınacak, aile gibi, imkansız aşk gibi konular olacak çünkü seyircimiz diğer konulara rağbet etmiyor. Doğal olarak da kanallar reyting almayan dizileri hemen kaldırıyor, sonlandırıyor. Bizim tarzımız arkası yarın gibi Türk aile yapısını ilgilendiren kötülerin değil iyilerin kazandığı doğal diziler. Bu yönde hareket etmeyi düşünüyoruz.

=S ENARİST=

Baran Yıldırım

 
1-  Türk izleyicilerine biraz kendinizden bahseder misiniz. Senaryo yazarlığı serüveniniz ne zaman başladı?

1982 doğumluyum. İİBF İşletme Bölümü mezunuyum. Öğrencilik döneminde MSM’de yazarlık derslerine katıldım. O süreçte bir hocamızın yönlendirmesiyle senaryo yazarlığına başladım. Yüksek lisans ve akademideki bir kaç yıllık çalışma sürecinde mesleğe ara verdim. 2008 yılından itibaren MGA Yapım’da senarist olarak aktif çalışma hayatıma devam ediyorum. Bizim Evin Halleri, Unutma Beni, Beni Affet, Aşkların En Güzeli, Esaretim Sensin dizilerinde senarist olarak görev aldım.

 

2-  Senaristleri hep hayal güçleri yüksek insanlar olarak duyarız, siz bu dizileri yazarken yaşanmış hikayelerden mi yoksa söylendiği gibi hayal gücünüzden mi faydalanırsınız?

 

Yazmak eyleminin mutlaka hayal gücüyle ilgisi var. Ancak konu TV olduğunda daha geniş kitlelere hitap edebilmek için sıradan insan hayatına dair hikayelere de ihtiyacımız oluyor. Özetle sıradan insanların da başına gelebilecek çeşitli hikayeleri hayal gücü süsüyle daha cazip ve etkileyici bir hale getiriyoruz.


3-  Yazdığınız dizilerin tamamı Türk aile yapısına hitap ediyor, çok ta izleyici kitlesi var. Hiç sinema filminiz var mı? Yoksa eğer bunun üzerine sinema filmi yazmayı düşündünüz mü?

Şimdilik hayata geçmiş bir sinema filmi projem yok. Pek çok senarist gibi bir gün yazarlık serüvenimi beyaz perdede devam ettirmeyi düşünüyorum.

4-  Büyük sorumluluk aldığınız bu kadar çok dizilerde hiç senaryo karışıklığı yaşadınız mı?

Çok uzun yıllar ve oldukça fazla bölüm yazmamıza rağmen, (aynı anda iki dizi yazdığımız dönemler de dahil) karışıklık yaşadığımızı hatırlamıyorum. Çünkü her dizinin, her karakterin ve her öykünün kendi içinde başka bir dinamiği, başka bir duygusu oluyor. Birbirlerine benzeseler bile mutlaka ayrıldıkları bir nokta oluyor. 

5-  Yeni bir dizi hikayesini yazarken ailenizden veya arkadaşlarınızdan yardım alır mısınız. Senaryo yazarken nelere dikkat edersiniz?

Yeni bir hikaye hazırlarken mutlaka iyi televizyon seyircisi olan, hedeflediğimiz kitleyi de temsil eden yakınlarımızın fikirlerini alıyoruz. Anlattığımız öykü ne kadar dikkatini çekiyor, etki altına alıyor mu, merak ettiriyor mu gibi soruların yanıtlarını arıyoruz. Senaryo yazarken izlenilir, sürükleyici, merak uyandırıcı sahneler yazmaya gayret ediyoruz. Büyük bir seyirci kitlesine hitap ettiğimiz için (çocuklar, yaşlılar dahil) sağlık vb. konularda mesajlar ulaştırmaya da gayret ediyoruz. 

=YÖNETMEN=

Bergüzar DEMİROĞLU

 

1-  Dilerseniz önce sizi biraz tanıyalım. Yönetmenlik mesleğine ne zaman başladınız?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Dizi sektörüne gireli yaklaşık dokuz sene oldu. Bu mesleğe ilk asistan olarak başladım, sonra yönetmen yardımcısı oldum. Yönetmelik mesleğine de Beni Affet dizisiyle başladım altı senedir yönetmenlik mesleğini yapıyorum.


2-  Gençlik dizileri ve Türk aile yapısını anlatan uzun soluklu diziler yönettiniz. Medyadan takip ettiğimiz kadarıyla yayınlanan pek çok dizi 2-3 yıl sonra son buluyor. Siz bu yönde çok başarılısınız, bu başarınızın sırrını neye borçlusunuz?

Ben tamamen şuna bağlıyorum filmimiz insanlara çok samimi geldi. Ekranda izledikleri hikayeler hayatlarının birer parçasıydı, ne çok fazla zengin ne de çok fazla fakir bir aile değil normal bir Tür ailesini anlatan hikayeler olduğu için beğendiler. Oynayan oyuncularda onlara çok benziyordu, gördükleri samimiyet bence bu kadar başarı sağladı dizilerimize. Kısaca şunu söyleyeyim hem villa hayatı, hem gecekondu hayatı ve normal standartlarda bir Türk aile yapısını anlattığı için insanlara samimi geldi. Oyuncularımız halkın içindeler onlarla birebir rahatlıkla görüşebiliyorlar. İzleyicilerimiz setlerimize gelip onları görebiliyorlar sohbet edebiliyorlar, bu da onları çok mutlu ediyor. Bizi ailelerinden biri olarak gördükleri için bizde çok mutlu oluyoruz. Bu mutluluk işimize olumlu yönde yansıyor ve başarılı oluyoruz.


3-  Film çekimleri sırasında yaşadığınız ilginç olaylar veya zorluklar oldu mu?

Unutamadığımız çok güzel olaylar oldu. Şu an aklıma gelen bir olaydan bahsedeyim. İzleyicilerimiz oyuncularımızı o kadar çok benimsemişler ki bize mektup yazarak bazen ulaşmaya çalışıyorlar. İlginç olan bir mektuptan bahsetmek istiyorum. Gecekondu çekimleri sırasında izleyicimizden biri gelip oyuncularımızı bulamayınca kapının altından mektubunu bırakmış. Bizde sabah çekime gelip mektubu okuduk,  Kader seni aradık bulamadık haberin olsun baban anneni aldatıyor diye yazıyordu bu çok ilginç geldi bize ve çok güldük bizi kendilerine yakın gördükleri içinde ayrıca çok sevindik. Buna benzer binlerce ilginç olay var, aklıma geleni sizinle paylaştım.  

4-  Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde çekilen diziler hakkında olumlu veya olumsuz görüşlerinizi alabilir miyiz?

Mümkün mertebe yeni çekilen her diziyi takip etmeye çalışıyorum. Fikir almak için senaryolarına, oyunlarına, nasıl çekildiğine bakıyorum. İşlerine bakıyorum, başarılı bulduğum senaryoları da oluyor, keşke şöyle çekilseydi dediğim de oluyor. Çok beğendiğim işlerde oluyor bu başarılarını da görmezden gelemem. Türkiye de gerçekten çok başarılı senaristler, yönetmenler, oyuncular var bunları seyrettikçe daha çok mutlu oluyorum.

Ulviye KARACA  (OYUNCU)

Sizi yakından tanıyalım, oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinden 1993 yılında mezun oldum. Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısıyım. Çok küçük yaşlarda oyuncu olmaya karar verdim. Televizyon seyrederken içimden ah keşke bende bir oyuncu olsaydım dediğim çok olmuştur. Herkesin içinde mutlaka bir oyuncu olma isteği vardı. İlk hayalim opera sanatçısı olmaktı, daha sonra konservatuar sınavlarını kazanıp bir oyuncu olarak 20 yıldır çalışıyorum.

Bir oyuncu olarak işiniz çok zevkli ve oldukça zor. İyi ve zor yönlerinden biraz bahseder misiniz?

Tekrar dünyaya gelirsem yine oyuncu olmak isterim Evet, bir oyuncu olarak işimiz çok zevkli. İşimi seviyorum bundan da çok memnunum. Etrafta gözlem yapıyoruz, toplumumuzu inceliyoruz. Çıkaracağımız karakterleri araştırarak ortaya çıkarıyoruz, zevkli kısmı bu. Severek seçtiğim oyunculuk mesleğimin güzel olduğu kadar zor olan yanları da var tabi. Zor olan kısmı kendimize ve ailemize zaman ayıramıyoruz. Oyunculuk insanın içine bir virüs gibi giriyor ve bir daha çıkmıyor. Yani anlayacağınız her şeyin önüne geçiyor.

Sizin için tiyatroda oynamak mı daha zor, dizide mi. Tiyatro mu daha çok kazandırdı, oyunculuk mu?

Her ikisinin de zor ve kolay olan yanları var. Tiyatroda her gün canlı performans sergilemek zorundasınız. Dizi de aynı ama daha zevkli. Maddi yönünü sorarsanız eğer tiyatro fazla kazandırmaz. Kuşlar ötmekten nasıl vazgeçmezlerse bizim için o sadece bir alkış, seyircinin beğenisini kazanmaktır, seyirciye ulaşabilmektir. Dolayısıyla tiyatrodan para kazanılmaz, keyif için yapılan bir iştir kısacası para kazanan yok gibidir. Diziden kazandığımız bizi tatmin edecek kadar iyidir. Dizi de oynamak güzel ama gecemizle gündüzümüz birbirine girdiği için dediğim gibi kendimize zaman ayıramıyoruz. Oysa tiyatroda oyunu çıkarana kadar belli bir süre prova yaparsınız yoğun geçen bir iki ay akşam gösterinizi yaparsınız ve dolayısıyla gündüzler de size kalır.

Nusret ŞENAY   (OYUNCU)

Sizi yakından tanıyalım, oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Merhabalar, İstanbulluyum. 1977-78 olsa gerek şu an hatırlamıyorum bir amatör tiyatroda başladım oyunculuğa. Hatta oyunculuğa değil de tiyatroya nasıl başladım ondan bahsedeyim. İstanbul Akademik Sanat Tiyatrosunun bir çalışanıydım, yerleri silerek, tuvalet temizleyerek başladım işe, ışık taşıdım böyle bulaştı tiyatro. Arkasından küçük bir rol geldi sonra İstanbul Akademik Sanat Tiyatrosu kapandı. Bir sene kadar Dostlar Tiyatrosunda gişecilik yaptım, sonra iyice bulaşmış olsa gerek ki birinci senemi üç dersten ötürü kaybettim, fizik kimya matematikten. Fakat gazeteciliği kazanmıştım ikinci senemde direk olarak Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin tiyatro bölümüne, hatta o zamanlar tiyatro kürsüsüydü, bölüm sonradan oldu. Arkasından 1985 senesinde Devlet Tiyatroları çocuk ve gençlik tiyatrosu adı altında bir birim açtı. Ben yine bir okul tembelliğinden ötürü tezimi tarihinde teslim edemediğim için bir yıl sonraki sınavlara girerek 1987 senesinde devletin çalışanı oldum. O zamandan bu zamana kadar da çalışıyorum.

Şİmdiye kadar oynadığınız rollerde iyi olduğunuzu düşündüğünüz performansınız hangisi?

Aslında birçok oyunum var ama şu anda aklıma gelen Bursa Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosunda oynadığımız “Godo Geldi” adlı oyun.

Bugüne kadar kaç kaç tiyatro ve dizide oynadınız. Özellikle oynamak istediğiniz bir karakter var mı?

Otuz küsur seneye geldik, Devlet Tiyatrolarında birçok oyunda oynadım. Yaş ilerledikçe rol isteklerimizde haliyle değişiyor. Yaş sizi zorluyor. Kalkıp 56 yaşında bir “Hamlet” oynayamazsınız zor olur. Son zamanlarda bir yaşlı rolü, klasiklerden olsa olsa satıcının ölümü gibi bir oyunda oynamak isterim.

Tiyatroda mı daha çok oynadınız, Dizilerde mi? Ankara dışında oynadığınız Dizi var mı?

Tiyatroda daha çok oynadım. Ankara dışında oynadığım diziler var tabi, bir iki tane oldu. Aklıma gelenlerden bir tanesi “Ihlamurlar Altında”. Daha  yakın tarihte de altı yedi sene oldu herhalde, Kıvanç Tatlıtuğ’un oynadığı “Kuzey Güney” hemen hemen aynı dönemlerde başladı o iki dizi Beni Affet ile birlikte. İki üç bölümde oynadım sonra Beni Affet dizisinde devam ettim.

Şebnem GÜRSOY  (OYUNCU)

Sizi yakından tanıyalım, oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Ankaralıyım, Ankara Sanat Tiyatrosu kurslarından yetişmiş bir oyuncuyum. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesinde Sosyoloji eğitimi aldım ve sosyolojinin de tiyatroya çok şey kattığına inanırım. Uzun yıllar Ankara Sanat Tiyatrosunda çalışırken bir yandan da görüntülü programlar, televizyon, diziler, sinema filmi çalışmaları, uzun yıllar dublaj sanatçılığı çalışmalarım oldu. Reklam filmlerinde oynadım. Yani meslekte tam 35 yılımı bitirmiş bir oyuncuyum. Oyunculuğu her zaman şöyle tanımlarım, yüreğini yatırmazsan asla başarılı olamazsın. Ne kadar çok seversen bu macerada daha başarılı olursun.

Ailenizde oyuncu var mı? Çocuğunuz oyuncu olmak isterse neler tavsiye edersiniz, kısaca eğitim şart dermişiniz?

Ailemde oyuncu var. İlk eşim oyuncu Altan ERKEKLİ’ydi. Onunla ortak bir oğlumuz var Efe Erkekli. Oğlumuz Efe şu anda 28 yaşında üniversite sınavında Uluslar Arası İlişkiler ve Siyaset Bilimini kazanmıştı. Ben çok sevinmiştim hariciyesi bir oğlum olacak diye düşler kurmuştum. Sonradan Efe kendi tercihi doğrultusunda Bilkent oyunculuğunun sınavlarına girdi, bir yıl İngilizce hazırlık eğitimi aldıktan sonra dört yılda oyunculuk eğitimi aldı. Efe dereceyle mezun olmuş bir oyuncudur. Anne oyuncu baba oyuncu, açıkçası ben sonradan çok mutlu oldum, onun bilinçli olarak böyle bir karar verdiği yani hiçbir baskı altında kalmaksızın karar verdiği ve sonra azimle bu yolda devam etmesi çok duygulandırdı gururlandırdı bizi. Evet Eğitim şart diyorum, hele bu zamanda herkesin oyunculuğa merak sardığı sırada tabi ki eğitim şart. Sokaktan geçen herkeste bir zahmet oyuncu olmasın çünkü bu işe çok emek veren var, dolayısıyla eğitim şart diyorum.

Murat DANACI   (OYUNCU)

Sizi yakından tanıyalım, oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

Ben oyuncu olmaya lise yıllarında karar verdim. Ablam o dönemde Uludağ Üniversitesinde okuyordu ve tiyatroyla ilgileniyordu, benim o zamana kadar   tiyatroyla veya oyunculukla yakından ve uzaktan bir ilgim yoktu, onların provalarını izlemeye gidip geliyordum çok hoşuma gitti o zaman oyuncu olmaya karar verdim. Kendi aramızda özel bir tiyatro kurduk. Liseden sonra konservatuar sınavlarına hazırlandım sonrada profesyonel olarak hala Eskişehir Şehir Tiyatrolarında oyunculuğa devam ediyorum.

Dizi setinde ve dışarıda oynadığınız karakterle ilgili başınıza gelen ilginç bir olay var mı?

Aslında o kadar çok ilginç olay var ki şu anda hiçbiri aklıma gelmiyor. Dizi setimiz çok eğlenceli geçiyor, her günümüz keyifli geçiyor. Çok komik ve duygusal olaylar yaşıyoruz. Çok trajik bir hikaye var onu anlatayım size, beni hem üzdü hem çok tuhaf bir algı. Rahmetli annemin cenazesinde ne kadar tanıdık ve tanımadık uzaktan akrabalar varsa onlar için belli bir süre sonra artık Murat olmaktan çıkıyorsunuz dizideki karakter Cüneyt oluyorsunuz. Orda herkesin bana Cüneyt demesi çok enteresan olmuştu. Hatta 41 yaşındayım, ablam bile ya Murat Cüneyt ismi sana çok yakıştı artık sana Cüneyt mi desek demeye başladı. Beni herkes Cüneyt biliyor gerçek ismim olan Murat artık kimse tarafından söylenmiyor.

Tiyatro mu daha çok kazandırdı, dizi oyunculuğu mu?

Ben 19 yıllık Devlet sanatçısıyım, devlette çalışıyorum. Bu zamana kadar devlet bana kazandırdı. Hayatımı devam ettirdi, halen de devam ettiriyor. Çok güzel bir kazanç sağlıyor ama özelde çalışmak çok daha fazla kazandırıyor.

Oyuncu olmak isteyen yeni nesil gençlere tavsiyeniz var mı?

Söylemek istediğim şu, eğer karar vermişlerse çok okusunlar, çok gezsinler, çok görsünler, çok bilsinler. Tiyatroya gitsinler, tiyatro eserleri okusunlar. Alt yapılarının çok sağlam olması gerekiyor. Bilmeleri gerekiyor, bilgi iyi bir şeydir kötü bir şey değildir. Gündemi medyayı takip etmeleri ve insanlardan kopmamaları gerekiyor. Mutlaka bunun eğitimini de almaları gerekiyor.

Tolga AKMAN (OYUNCU)

Sizi yakından tanıyalım, oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?

1986 İstanbul doğumluyum. Oyunculuğa 13 yaşında tiyatroyla başladım ve halen devam ediyorum.  Aslında alaylıyım konservatuar okumadım sadece oyunculuk üzerine yüksek lisans yaptım. Özel tiyatrolarda oynadım, 2017 den bu güne televizyon işlerim, dizi projelerim oldu. Azazil adında bir sinema filmim oldu korku filmiydi. Beni Affet dizisinin kadrosuna dahil olduğum için tiyatroya bir süre ara verdim.

Bir oyuncu olarak işiniz çok zevkli ve oldukça zor. Sinema filminde oynadığınızı da söylediniz. Sizce sinema mı, tiyatro mu, dizi mi hangisi daha iyi?

Şimdi siz bana anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı diye soruyorsunuz. Hepsinin yeri ayrı, tiyatro bambaşka benim için ilk tiyatroya başladığım için. Bir sıralama yaparsak eğer birinci sırada tiyatro, ikinci sırada sinema, üçüncü sırada televizyon dizileri. Maddi yönden sıralama yaparsak eğer birinci sırada televizyon dizileri ikinci sırada sinema üçüncü sırada ise tiyatro geliyor. Biz oyuncular çok şanslı insanlarız çünkü sevdiğimiz mesleği, gönül verdiğimiz işi yapıyoruz ve bu sayede para kazanıyoruz.

Sizin için tiyatroda zaman önemli mi, çekimler uzun sürüyor mu, kendinize vakit ayırabiliyor musunuz?

Uzun sürmesinin sebebi haftalık işlerin 120 dakika olması, bu yakın dönemde de çok gündeme geldi. Evet doğrudur set ekibi çok yoğun çalışıyor yeri geldi mi sabaha kadar uykusuz kalıyorlar. Çekimler bazen bir günden de fazla sürüyor gerçekten çok yoruluyorlar ve perişan oluyorlar. Ben bekar olduğum için kendime vakit ayırabiliyorum. Evli olsaydım ve çocuklarım olsaydı belki bu kadar rahat olmaz ve kendime yeteri kadar zaman ayıramazdım.


Kaynak: Diyarkapi.Com Yazarı / Narin TENEKECİ



Güzel Başkentimizi projeleriyle daha da güzelleştirdiği için Ankara’da ki dizi film zincirinin Yapımcısı Sayın Mehmet ERİŞDİ olmak üzere senaristleri, yönetmenleri, oyuncuları ve tüm Beni Affet dizi film ekibine çok teşekkür ederim. Bize zaman ayırdıkları için kendim ve gazetem adına şükranlarımı sunuyorum. Nice güzel ve başarılı projelerde buluşmak üzere

Sevgiyle kalın…

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Propellerads