Nerde o eski bayramlar?
Daha bayram gelmeden dilimizde “Nerede o eski bayramlar?” Aslında bu soruyla özlemimizi birazcık serzenişle dile getirmeye çalışıyoruz… Bayramlar zaman içinde farklı anlamlar taşımaya başladı. Kimine göre tatil… Kimine göre “Ne bayramı? Biz ancak yitirdiklerimize yanalım.”  Kimine göre hala kendince bayram yapma isteği… Çoğunluğa göre de teknolojik bayram…
Bayramı bayram tadında yaşadığımız zamanlarda bayram hazırlıkları, tatlı bir telaşla günler öncesinden başlardı. Öncelikle bayramlıklar düşünülürdü. Bayramlıklar çok kıymetliydi. Çünkü her istediğimiz anında alınmaz; “Bayrama az kaldı.” Denilirdi. Şimdiki gibi hazır giyim çok yaygın değildi. Manifaturacılar, mevsimine göre albenisi olan kumaşlarla süslerlerdi raflarını. Numunelik olanları da dükkanlarının ön kısmında sergilerlerdi. Alınacak kumaşlar titizlikle seçilirdi. Çocuk için alınacak kumaşın akraba ya da komşulardan bir büyüğün daha önceden almış olduğu kumaşla aynı olmamasına özen gösterilirdi. Hiç unutmam; yengemin şalvar için aldığı kumaşı daha önceden komşumuz Suphiye Abla almış ve etek diktirmişti. Son anda farkına varan yengem o şalvarı giymedi, bekletti ta ki Suphiye Ablanın eteği yırtılıncaya kadar. Mevsim kış ise Kaçakçı Şero gilden kaşmir yünlüler, yaz ise taftalar seçilir, modeller belirlenir ve terzilerin yolu tutulurdu. Kadınlar da erkekler de genellikle Ermeni ya da Süryani terzileri tercih ederlerdi. Çünkü çok güzel dikiyorlardı. Terziler geceyi gündüze katarak bayramlıkları yetiştirmeye çalışırlardı. Bayram akşamı sabahlayan terzileri çok iyi bilirim. Renk renk ayakkabılar, çoraplar, mendiller başuçlarımızda bayramı bizim heyecanımızla beklerlerdi. 
Evlerde bayram temizlikleri yapılır, toprak damlı evlerimizin direkleri silinir, sobalar yerdeyse borular silkelenir, yün halılar yeşil sabunla silinir, perdeler yıkanır, bayramda mis gibi koksun diye bütün ev havalandırılırdı. Bakır kap kaçak kalaya gönderilir, tunç mangal, eğiş, maşa kül ve limonla ovularak altın gibi parlatılırdı.
İkram edilecek ”bayramın tadı” tatlılar, öyle pastanelerden hazır alınmaz, sini sini baklavalar ve su börekleri açılır. Olmazsa olmazı eşbebyen kayısı kurusu ve kara erik hoşafları evde hazırlanırdı. Ya çörek... Çörek yapılmayan eve sanki bayram gelmezdi. O mis gibi mahlep ve mayana kokan kara çörek otlu çöreklerimiz bayramların sembolüydü. Biz çocuklara için özel şekil verilirdi çöreğe. Bayram sabahı top atışı yapılarak, bayramın geldiği müjdelenirdi. Bayram akşamı sabahlayan ailenin kadınlarının maharetli ellerinden çıkan yemeklerle bayramda geniş aile sofraları kurulurdu. Hatta sabahleyin bile kahvaltı yerine yemek yenilirdi. Aynı hêvş içinde birkaç kiracı oturan evlerde bayram ziyaretine gelenler her evde sofraya oturtulurdu. Evler küçük gönüller büyüktü…
Kaybedilen yakınlar bayramlarda unutulmaz, arife günü ya da bayram sabahı mezarları ziyaret edilerek dualar okunur, mezarların etrafı temizlenip çiçekleri sulanırdı. Küskünlüklere son verilir, dargınlar barıştırılırdı. El öpenler daha çoktu, yaşlıların kapısı daha fazla çalınırdı ve henüz apartman dairelerine taşınılmadığı için pencerelerden çocuk sesleri duyulurdu. Bütün mahalleli birbiriyle bayramlaşırdı. Çocuklar büyük sevinç içinde kapı kapı dolaşır bayram şekeri toplarlardı. Çocuklar için büyüklerin, akrabaların kucaklarında yaşanan sevgiydi eski bayramlar…
Ali Paşa Mahallesi’nde Çeltik Fabrikası’nın arkasındaki meydanda, Anzele Başı’nda Salaxana’nın hemen önündeki meydanda ve Yeni Kapı’da bayram yerlerinde tahta dolaplar kurulurdu. Bayram süresince davullar çalar, Diyarbekir’in Efsanevi Folklor Ekibi yöre oyunlarını oynardı. Çadırlarda sihirbazlar, yılanlar, ip cambazları, gösteriler düzenlerdi. Su fotoğrafı mutlaka çekilirdi. Süslü faytonlara binilerek büyük bir cakayla bayram yerleri dolaşılırdı. Çocukların ceplerinin dolduğunu bilen seyyar satıcılar Bayram yerinin müdavimlerindendi. Horoz şekeri, cici bici, macun, pamuklu şekerleri yalarken; laklaklar, çatpatlar, patpatlar, maytap, torpiller çocukluğumuzun sevinç seslerine karışırdı.
Ziyaret edilemeyen yakınların bayramı telefonla ya da elektronik postayla değil, Ulu Camii’nin karşı kaldırımındaki kırtasiyecilerden özenle seçilmiş ve yine özenle yazılmış kartpostallar gönderilerek kutlanırdı.
Gelişen teknolojiyle birlikte bizler de değiştik. Elektronik ortamda ”yüz yüze sıcaklıktan” uzak, geleneklerimize aykırı bir şekilde bayramlaşıyoruz. Bu da bize gösteriyor ki; toplumları ”hoş” kılan bazı geleneklerin etkisini yitirmesine duyulan serzenişi de içeren ”Nerede o eski bayramlar” sözü lügatlardan hiç çıkmayacak.
Yürekten bayramlaşmalara hasret kaldık dersek yeri var mı? “Var!” dediğinizi duya gibi oldum…
Umarım seneler sonra bizim çocuklarımız da bizler gibi hatırlarında kalan mutlu bayram günlerini yad edip, özlemle anmak zorunda kalmazlar…
Herkesin bu özel zaman dilimleri ile ilgili güzel anılarının var olması dileği ile sağlıklı, mutlu, bereketli nice bayramlara …
Eğitimci Yazar Birsen İNAL
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner79

banner144